İzleyiciler
23 Mayıs 2019 Perşembe
22 Mayıs 2019 Çarşamba
YAĞMUR ADAM
Los Angeles'da yaşayan ve bir ithal araba satıcısı olan Charlie (Tom Cruise), başkalarının düşüncelerine saygı duymayan bencil, üçkağıtçı ve fırlama bir şehir çocuğudur. Senelerdir görmediği ve uzak kaldığı babasının öldüğünü ve 3 milyon dolar miras bıraktığı haberini alır. Babasının cenazesine gittiğinde, kendisine sadece 1949 model bir Buick Roadmaster marka araba bıraktığını ve tüm mirasını daha önce varlığından bile haberdar olmadığı ağabeyi Raymond'a (Dustin Hoffmann) bıraktığını öğrenir. Raymond özel gereksinimli bireylerle ilgilenen bir klinikte bakıma muhtaç, Otistik bir dahidir. Charlie mirasın bir kısmından vazgeçmek niyetinde değildir. Bunun için Raymond'u kaldığı klinikten kaçırıp ülke çapında bir seyahate çıkarır. Yol boyunca abisinin yaşamı zorlaştıran alışkanlıklarıyla, takıntılarıyla çileden çıksa da otistik abisinin matematik ve hafızalama konusundaki insanüstü yeteneği karşısında hayretler içerisine düşer. En sonunda Las Vegas'taki kumarhanelerde abisinin bu az bulunan kabiliyetinden yararlanarak hile yapmaya ve büyük paralar kazanmaya çalışır. Yol boyunca Charlie, sadece Raymond'u değil, geçmişinin bir parçasını ve belki de kendini keşfetme fırsatı da bulacaktır.
İki kardeş arasında dostluk ve beraberliği vurgulayan kardeş olmanın kutsallığını kadraja alırken otistik olmanın zorluklarını da bizimle paylaşır, o zorluklar bazen kardeşliğe gölge düşürse de, tek gerçek asla değişmez: Kan bağı… Her ne kadar kızıp kardeşimiz otistik diye onu anlamasak da onun sevgisi her şeye bedeldir.
Bir özel eğitim öğretmeni olarak; üstün yetenekli bir otizm bireyinin yaşadığı sorunları, zorlukları çok iyi aktardığını düşünüyorum. Otizmli bireyler kendi kurdukları düzenleri ve monoton hayatlarının dışında yaşamak da zorlandıkları için bunun dışına çıkmak istemezler. Ama filmde Raymond’un gelişimine şahit oluyoruz. Abisinin varlığı değişimin sancılarını hafifletmişti. Kısacası; otizmli bireylerin gelişimi için sevgi önemli bir etmendir.Filmde de otizmin özelliklerini çok iyi yansıtmış bir oyuncu ve ailesinin psikolojik durumunu görmemize empati yapmamızı sağladı.
KOZADAN ÇIKMAK
Kitap çok samimi ve içten bir dille yazılmış. Kitabı okurken empati yapmamanız mümkün değil. Hayata bakış açınızı, umut kavramının bu kadar basite, hafife alınmayacağını anlıyorsunuz. Kitap hakkında kısa bir yorum yaptıktan sonra kitabın içeriğine yoğunlaşmak istiyorum.
Öncelikle kitap listesine baktığımda kitaplar hakkında bir bilgim olmadığını fark ettim. İşe isimlerine bakıp araştırmakla başladım. “Kozadan Çıkmak” benim ilgimi çekmişti bile. Hemen alıp okumaya başladım. Başta kitap biraz sıkıcı geldi diyebilirim. Çünkü yazar daha çok kendini tanıtmış, hayatından, evliliğinden, ailesinden bahsetmiş. Ama kitabın ilerleyen bölümlerinde bazen duygusal anlar bazen kendinizi suçlu hissettiğiniz anlar bazen de şaşırdığınız, mucizelere her zaman inanmanız gerektiğini anladığınız noktalar karşınıza çıkabiliyor.
Yazarın hayatı, sırasıyla yapmak istedikleriyle birlikte çok güzel ilerliyordu. Ailesi tarafından şanslı iş hayatında başarılı bir insandı. Gerçekten herkesin yaşamak istediği bir hayatı vardı. Her şey çok güzel ilerlerken karşısına yine güzel bir insan çıkmıştı. Yapmak istedikleri, hayat felsefeleri birbirlerine çok benziyordu. Birlikte bir sürü ülke geziyorlardı. Çok güzel vakit geçiriyorlardı. Eşinin ailesi tarafından da çok seviliyordu. Gerçekten okurken özenilesi bir hayat olduğunu düşünüyordum. Gel zaman git zaman artık çocuk yapmaya karar vermişlerdi. Ama her şey o kadar kolay olmamıştı eski hayatları gibi. Zorlu bir hamilelik sürecinden sonra İpek Bade dünyaya geldi. İpek Bade 28 haftalık iken 660gr. doğdu. Serabral palsi ve hidrosefali hastası bir çocuk dünyaya gelmişti. İşte o an anne ve baba dünya başarına yıkılmış gibi hissettiler. Ama her şeyi aşamasıyla atlatabilmişlerdi. Yaşamaz demişti doktorlar ama o anne bugün bebeğini 5 yaşına getirmişti. Daha da fazlası İpek Bade’nin bir kardeşi de olmasıydı. İşte yazar âşık olduğu adamla tozpembe hayaller kurarken onları hayat daha zorlu ama umut dolu bir hayata sürükledi. Kozadan çıkmak kitabı bir mucizenin nasıl gerçekleştiğini özel çocuklarımızın sevgiyle büyütüldüğü zaman hayatlarını daha mutlu geçirdiklerini kendi içinde çok şey anlatan bir annenin azim dolu öyküsünü yazdığı kitaptır.
Zihin yetersizliği ve otizm spektrum bozukluğu dersiyle bir bağlantı kuracak olursam; derste işlediğimiz özel çocuk sahibi olan ailelerin geçirdiği aşamaları bu kitapta siz yaşamışçasına görebilmektesiniz. Serabral palsi nedir? Hidrosefali neden olur? Nasıl tedavi süreçleri uygulanmalıdır? Bunun gibi birçok sorunun cevabını bulabilmekteydim.
Kitapta İpek Bade doğduğunda yazar kendi yaşamına mümkün olduğunca aynı şekilde devam etti. Mesela şehir dışına ülke dışına ailesiyle birlikte gitmesi beni çok etkilemişti. Ama hoşlanmadığım eleştirdiğim taraf ise; bazı insanların empati kuramayıp özel çocuklu ailelerin hayatlarına zorluk çıkarmasıydı. Sokakta rahat yürüyememeleri inanların dik bakışlarına maruz kalmaları aileleri daha çok yıpratıyordu.
Bu kitap bana mucizelere inanmamız gerektiğini, mucizeye inananlara geldiğini anladım. Aslında söylenecek çok şey var ama söylenmekten çok uygulamaya geçmemiz gereken davranışlarımız olduğunu fark ettim. En önemlisi de başından beri yazdığım umut ve azim kavramının özel eğitim konusunda çok önemli olduğuydu.
Bir özel eğitim öğretmeni adayı olarak insanları bilinçlendirmek için çalışacağımı ve öğrencilerime umut ve sabırla iyi yerlere getirmem gerektiğini öğrendim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
